Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Klinik Okumalar
    • İlişkisel Dinamikler
    • Bedensel Bellek
    • Jungiyen Okumalar
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Klinik Okumalar
    • İlişkisel Dinamikler
    • Bedensel Bellek
    • Jungiyen Okumalar
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Klinik Okumalar
    • İlişkisel Dinamikler
    • Bedensel Bellek
    • Jungiyen Okumalar
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Tetris ve Travma: Kötü Anıları Durdurmak Mümkün mü?

28 Şubat 2026 Yazar: Tuğçe Turanlar Bedensel Bellek 0 Yorum

Tetris ve travma üzerine yapılan güncel araştırmalar; travmatik bir yaşantının ardından veya anılar tetiklendiğinde oynanan Tetris’in, zihne davetsizce gelen rahatsız edici görüntülerin (intrüzyonların) sıklığını azaltabileceğini göstermektedir. Bu yöntem, beynin sınırlı kapasiteye sahip çalışma belleğini meşgul ederek travmatik imgenin canlılığını ve duygusal şiddetini zayıflatma prensibine dayanır. Ancak unutulmamalıdır ki Tetris tek başına bir tedavi protokolü değil, profesyonel klinik süreci destekleyen, kanıta dayalı bir öz-düzenleme aracıdır.

Travmatik deneyimler, zihnimizde her zaman kronolojik ve tutarlı bir hikaye akışıyla depolanmaz. Bazen bir koku, bazen bir ses, o anı sanki “şu an oluyormuş gibi” canlandıran istilacı görsel fragmanları tetikleyebilir. Klinik literatürde “intrüzyon” olarak adlandırılan bu durum, beynin söz konusu anıyı henüz sağlıklı bir şekilde işleyip uzun süreli belleğe yerleştiremediğinin bir göstergesidir. Nöropsikolojik literatür, bu anıların genellikle oldukça canlı “duyusal ve görsel imgeler” şeklinde saklandığını belirtmektedir. Güncel nöropsikolojik çalışmalar, bu zorlayıcı süreçleri yönetmek için Tetris gibi görsel-uzamsal görevlerin bilişsel bir müdahale aracı olarak kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.

Tetris ve Travma İlişkisi Beyindeki İmgeleri Nasıl Etkiler?

Beynimizin çalışma belleği (working memory), bilgiyi anlık olarak işleyen ve manipüle eden sınırlı kapasiteli bir sistemdir. Travmatik intrüzyonlar, bu sistemde geniş yer kaplayan yoğun görsel imgelerdir. Beyin, bir yandan çok canlı bir travmatik imgeyi korurken diğer yandan Tetris gibi zihinsel rotasyon gerektiren zorlu bir görevi aynı anda tam kapasiteyle yürütemez.

The Lancet Psychiatry (2026) dergisinde yayımlanan çalışmada kullanılan yönteme göre; katılımcılardan istenmeyen travmatik bir anılarını kısa bir süre hayal etmeleri (canlandırmaları) istenmiş ve ardından 20 dakika boyunca Tetris oynamaları sağlanmıştır. Bu esnada yapılan görsel-uzamsal görev, çalışma belleğini meşgul ederek travmatik imgenin duygusal yoğunluğunu sürdürmesi için gereken bilişsel kaynakları “rehin alır”. Sonuç olarak anı zihne geri kaydedilirken (rekonsolidasyon) eski netliğini kaybeder ve travmanın kişi üzerindeki tutuşu zayıflar.

Beynimiz Travmatik Anıları Yeniden Programlayabilir mi?

Nöroplastisite, beynin yaşadığı deneyimlere göre kendini yeniden yapılandırma yeteneğine sahip olmasıdır. Beyin, neyi prova ederse onu kodlar. Yeni bir dil öğrenen birinin beynindeki dil işleme merkezleri arasında yeni ve güçlü sinaptik bağlantılar inşa etmesi veya düzenli mindfulness (bilinçli farkındalık) egzersizleri yapan birinin duygu regülasyonu ile ilgili bölgelerini güçlendirmesi nöroplastisiteyi aktif kullanmaktır.

Tetris ve travma müdahalesi de bu ilkeyi kullanır: Travmatik anıyı rakip bir görevle kesintiye uğratarak, anının beyindeki nöral yollarını bir anlamda “yeniden programlarız”. Bu süreç, yaşanılan olayı bellekten silmek değil; anının kişi üzerindeki kontrolünü ve yarattığı duygusal baskıyı zayıflatmaktır. Beyin fiziksel olarak değişebildiği için, travmanın zihnimizdeki tutuşu da kalıcı değildir.

Tetris ve EMDR Terapisi Arasındaki Bilimsel Benzerlikler Nelerdir?

Klinik uygulamada travma sonrası stres belirtileri için güçlü kanıta dayalı yöntemlerden biri olan EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), Tetris müdahalesi ile benzer bir bilişsel mantığa dayanır. Her iki yöntem de travmatik anı işlenirken beyni “rakip bir görevle” meşgul etmeyi hedefler.

Ancak bu iki uygulama arasında önemli hiyerarşik farklar bulunur: EMDR, travmanın karmaşık duygusal ve bilişsel bileşenlerini ele alan, yapılandırılmış ve güçlü kanıta sahip kapsamlı bir psikoterapi yöntemidir. Tetris ve travma odaklı müdahale ise henüz deneysel aşamada olan ve yalnızca “görsel intrüzyonların sıklığını azaltmaya” odaklanan spesifik bir bilişsel müdahale tekniğidir. Dolayısıyla Tetris, EMDR’nin bir alternatifi değil; travmanın yarattığı görsel baskıyı regüle etmeye yardımcı olan tamamlayıcı bir öz-yardım aracıdır.

Tetris ve Travma Yönetimi Çaresizlik Hissiyle Baş Etmede Nasıl Yardımcı Olur?

Toplumsal baskılar, ekonomik belirsizlikler ve süregelen kolektif travmalar bireylerin sinir sistemini sürekli bir “tetikte olma” halinde tutabilir. Özellikle kronik stres altında yaşayan bireyler için, kendi sinir sistemlerini regüle edebilecekleri araçlara sahip olmak radikal bir eylemlilik (agency) kapasitesi kazandırır.

Bir anı zihninizde merkez sahneye çıkmaya başladığında, sadece o anın geçmesini beklemek “pasif” bir süreçtir. Oysa görsel bir göreve yönelmek, anıyı zayıflatma sürecinde aktif bir katılımcı olduğunuz anlamına gelir. Bu, travmanın sizin üzerinize yazdığı hikayeyi sessizce izlemek yerine, kalemi elinize alıp senaryoyu yeniden yazmaya başlamaktır.

İyileşme Sürecinde Pasif Kaçınma mı Yoksa Aktif Katılım mı Tercih Edilmelidir?

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, Tetris oynamanın bir “dikkat dağıtma” veya “anıları bastırma” yöntemi olmadığıdır. Kaçınma ve bastırma stratejileri genellikle travmanın etkisini uzun vadede artırır. Oysa Tetris ve travma yönetimindeki amaç, anı aktifken onu bilinçli bir görevle kesintiye uğratarak biyolojik düzeyde bir değişim yaratmaktır.

İyileşme yolculuğunda kendinize şu soruları sorabilirsiniz:

  • “Şu an zihnimi ve ellerimi anlamlı şekilde ne meşgul edebilir?”
  • “Kendimi boğulmuş hissetmek yerine, zihinsel olarak hangi aktiviteye dahil olabilirim?”

Tetris Dışında Hangi Görsel Aktiviteler Benzer Bir Etki Yaratabilir?

Buradaki temel mekanizma oyunun markası değil, görevin doğasındadır. Beynin görsel-uzamsal sistemini yoğun şekilde meşgul eden herhangi bir yapılandırılmış aktivite benzer bir destek sunabilir:

  • Zihinsel rotasyon gerektiren 3D bulmacalar veya Tangram,
  • Detaylı çizim, illüstrasyon veya görsel planlama gerektiren sanatsal faaliyetler,
  • Karmaşık desenlerle örgü örmek veya görsel dikkat isteyen el işleri,
  • Bir alanı boyutları ve yerleşimi hesaplayarak görsel olarak organize etmek.

Kritik nokta, seçilen aktivitenin pasif bir oyalayıcı değil, beyni görsel planlama ve uygulama yapmaya aktif olarak zorlayan bir görev olmasıdır.

Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Travma sonrası belirtiler günlük hayatınızı ve işlevselliğinizi etkiliyorsa, lütfen bir ruh sağlığı uzmanından profesyonel destek alınız.

Kaynakça: The Lancet Psychiatry

EMDR
1 Like
Önceki

İlgili Makaleler

Borderline Kişilik Yapısı: DSM-5 Tanı Ölçütlerine Klinik Bir Bakış
Borderline Kişilik Yapısı: DSM-5 Tanı Ölçütlerine Klinik Bir Bakış
19 Ocak 2023

Borderline kişilik yapısı, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayımlanan...

Devamı
Çocuk İstismarı ve Mağdur Çocukla Görüşme Teknikleri
Çocuk İstismarı ve Mağdur Çocukla Görüşme Teknikleri
7 Eylül 2021

Çocuk İstismarı Nedir? Çocuk istismarı nedir? Dünya Sağlık Örgütü (WHO), çocuk...

Devamı
Kuşaklararası Travma Aktarımı
Kuşaklararası Travma Aktarımı
31 Mayıs 2025

Kuşaklararası travma kavramı, ilk kez 20. yüzyıl ortalarında psikiyatri ve...

Devamı
Tecavüz Algısında Kültürel Mitlerin Etkisi
Tecavüz Algısında Kültürel Mitlerin Etkisi
7 Eylül 2021

Tecavüz Algısında Kültürel Mitlerin Etkisi: İnsanlık var olduğundan beri devam...

Devamı

Instagram

Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı geliştirdikleri bilinçdışı korkuyu ve bir başkası tarafından korunma, yönlendirilme ya da “kurtarılma” arzusunu anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle, bir klinik tanıdan çok, belirli bir psikolojik ve toplumsal örüntüye işaret eder.

Bu örüntüde kişi, yaşamını dönüştürecek gücü kendi içinde değil, dışarıda aramaya başlayabilir. İlişkilerde partnerin idealize edilmesi, aşırı uyum sağlama, kendi benliğini geri plana itme ve güvende hissetmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma bu yapının sık görülen görünümlerindendir.

Kavramın dikkat çekici yanı, yalnızca bireysel psikolojiyle değil; masallar, kültürel anlatılar ve toplumsallaşma süreçleriyle de ilişkili olmasıdır. 

Külkedisi masalında olduğu gibi, kadın bekler, sabreder, uyum gösterir; değişim ise kendi eyleminden çok dışarıdan gelen bir figürle mümkün olur. Böylece bağımsızlık, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkıp kaygı uyandıran bir alana dönüşebilir.

Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bu örüntü, bağımsızlıkla ilgili çatışmalı duyguların bastırılması üzerinden de okunabilir.

🌷

#psikoloji
Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı role geçmeyi anlatır. Kişi karşısındakini sevmekle yetinmez; onu toparlamaya, iyileştirmeye, taşımaya ve düzeltmeye de çalışır.

İlk bakışta bu, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi görünebilir. Ama zamanla ilişki, iki kişinin birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp birinin diğerini sürekli düzenlemeye çalıştığı bir yapıya dönüşebilir.

Bu dinamikte partnerin sorunları kişinin gündemine dönüşür, partnerin duyguları ise kendi sorumluluğu gibi hissedilir. Kimi zaman dışarıdan “çok ilgili” görünen tutumun altında, kaybetme korkusu ya da vazgeçilmez olma ihtiyacı da bulunabilir.

Oysa sağlıklı destek vermek ile kurtarıcı role geçmek aynı şey değildir. Destek vermek, karşı tarafın yerine yaşamak değil; yanında olurken yine de onun kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmaktır.

Beyaz şövalye dinamiğinde ise bu denge bozulur. Bir süre sonra sevgi ile sorumluluk, şefkat ile yük taşıma birbirine karışır. Bu da ilişkide eşitliği zedeler; yorgunluk, kırgınlık ve bastırılmış öfke yaratabilir ❤️‍🩹

Çoğu zaman bu rol kötü niyetle değil, iyi niyetle başlar. Ama yine de şu fark önemlidir: Sevgi, birini taşımak değildir. Destek olmak, onun yerine yaşamak değildir. 

Yakınlık, birini kurtarma görevi değildir.

#psikoloji
“Bırak yapsınlar” yaklaşımı, umursamazlık ya da he “Bırak yapsınlar” yaklaşımı, umursamazlık ya da her şeyi akışına bırakmak değildir. Asıl mesele, kontrol edemediğiniz kişilerle, tepkilerle ve durumlarla sürekli zihinsel mücadele etmek yerine enerjinizi gerçekten etkileyebildiğiniz alana yöneltebilmektir 🌷

Yani odağı, başkalarının ne yaptığına değil; kendi tutumunuza, sınırlarınıza ve seçimlerinize çevirmektir.

Bu bakış açısı, dışarıyı kontrol etmeye çalışırken yaşadığınız yorgunluğu ve güçsüzlük hissini azaltmaya yardımcı olabilir. 

Başkalarının davranışlarını değiştirmeye çalışmak yerine, kendi tepkinizi düzenlemeniz, değerlerinize uygun hareket etmeniz ve gerçekliği olduğu gibi görebilmeniz daha işlevsel bir zemin sağlar. Böylece zihninizdeki gereksiz yük azalabilir, daha net düşünmek ve daha sağlıklı kararlar almak kolaylaşabilir.

Günlük yaşamda bu yaklaşım; mesajınıza dönmeyen bir arkadaş, eleştirel bir iş ortamı ya da hayal kırıklığı yaratan bir ilişki dinamiği karşısında hemen savunmaya geçmemenizi destekler. 

Bunun yerine durup olanı fark etmek, kısa bir içsel mesafe oluşturmak ve ardından “Ben şimdi ne yapacağım?” sorusuna dönmek mümkün hâle gelir. 

Ancak bunun, şiddet, tehdit ya da hak ihlali içeren durumlarda pasif kalmak anlamına gelmediğini unutmamak gerekir. Böyle durumlarda öncelik, kendinizi korumak ve destek almaktır.

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

Kaynak: Bırak Yapsınlar Teorisi - Mel Robbins 
Mutluluk Tuzağı - Russ Harris
Travma sadece “kötü bir anı” değildir. Sinir siste Travma sadece “kötü bir anı” değildir. Sinir sisteminde ve bedende iz bırakabilir. Çözülmemiş travmatik stres, bedenin alarm sistemini (HPA ekseni) uzun süre açık tutabilir. Bu da bizi fark etmeden “hayatta kalma” moduna sokar. Uyku bozulabilir. Enerji düşebilir. Ağrı ve gerginlik artabilir.

Zihin ve beden ayrı yapılar değildir. Duygusal stres; hormonlar, sinir sistemi ve bağışıklık sistemiyle sürekli etkileşim halindedir. Uzun süren stres kortizol dengesini etkileyebilir. Bu denge bozulduğunda vücudun enflamasyonu düzenlemesi zorlaşabilir. Bu durum bazı kişilerde bedensel kırılganlığı artırabilir. Burada amaç “duygular hastalık yapar” demek değildir. Daha doğru ifade şudur: Stres yükü arttıkça bazı sağlık sorunları için risk artabilir.

Gabor Maté’nin kuramsal çerçevesi, özellikle sınır koyamama ve öfkeyi bastırma gibi örüntülerin “gizli stres” yaratabileceğini söyler. Bu, kesin bir neden–sonuç iddiası değildir. Klinik gözlemlerle güçlenen bir yorumdur. ACE çalışmaları da çocuklukta olumsuz deneyimler arttıkça yetişkinlikte bazı sağlık risklerinin arttığını gösterir. Travma bir hastalığın tek nedeni değildir. Genetik ve çevresel etkenler de önemlidir. En kritik nokta suçlamak değil, tabloyu doğru okumaktır.

#psikoloji 

Okuma önerisi: Dr. Gabor Maté – Vücudunuz Hayır Diyorsa 

**Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı koymaz ve tedavi önerisi yerine geçmez. Şikâyetleriniz için bir hekime ve/veya ruh sağlığı uzmanına başvurunuz.**
Tetris Oynamak Travmatik Anıların Etkisini Azaltır Tetris Oynamak Travmatik Anıların Etkisini Azaltır mı?
Klinik araştırmalar, travmatik bir olaydan sonra Tetris oynamanın, akla gelen rahatsız edici görüntülerin sıklığını azaltabileceğini göstermektedir. 

Bu yöntem, Tetris’in beynin sınırlı kapasiteye sahip “çalışma belleğini” meşgul ederek anının şiddetini zayıflatmasıyla çalışır. 

Ancak Tetris tek başına bir tedavi değil, profesyonel süreci destekleyen bir bilişsel araçtır.

Tetris Beyindeki Travmatik Görüntüleri Nasıl Zayıflatır?

Travmatik anılar zihnimizde genellikle canlı ve sarsıcı “fotoğraflar” olarak saklanır. Beynimizin aynı anda işleyebileceği bilgi miktarı ise sınırlıdır.

“Bilişsel rekabet” adı verilen sürece göre; bir kişi travmatik bir anıyı hatırlarken aynı anda Tetris gibi blokların döndürülmesini gerektiren bir oyun oynarsa, beyin her iki görsel işi aynı kalitede yapamaz. 

Tetris, beynin görsel kaynaklarını doldurarak travmatik görüntünün zihne daha sönük ve daha az rahatsız edici bir şekilde geri kaydedilmesini sağlar.

Beyin Esnekliği (Nöroplastisite) Bu Süreçte Nasıl Bir Rol Oynar?

Beynimiz deneyimlerle kendini yeniden şekillendirme (nöroplastisite) yeteneğine sahiptir. 

Travmatik anılar sabit kayıtlar değildir; her hatırlandıklarında değişime açık hale gelirler. 

Tetris oynamak, anının en canlı olduğu o kısa sürede araya girerek travma devrelerini “kesintiye uğratır”. Böylece anının duygusal yükü zamanla hafifleyebilir.

Tetris ve EMDR Terapisi Arasındaki Benzerlik Nedir?

Tetris, klinik psikolojide kullanılan EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma) yöntemiyle benzer bir mantığa sahiptir. EMDR’de terapist rehberliğinde gözler sağa sola hareket ettirilerek beyin meşgul edilir. 

Tetris de görsel-uzamsal dikkatimizi yoğun şekilde kullanarak beyni benzer bir “duyarsızlaşma” sürecine sokar.

Önemli olan oyunun kendisi değil, zihni görsel olarak meşgul etme biçimidir. Benzer bir destekleyici etki için şu aktiviteler de tercih edilebilir:

* Yapboz (Puzzle)
* Çizim ve Boyama
* El İşleri: Örgü örmek gibi
* Mekansal Planlama

**Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Eğer travma sonrası stres belirtileri yaşıyorsanız, mutlaka bir ruh sağlığı uzmanından destek almalısınız.**

#psikoloji
Her Şey Yolundayken Neden “Kötü Bir Şey Olacak” Gi Her Şey Yolundayken Neden “Kötü Bir Şey Olacak” Gibi Hissediyoruz?❤️‍🩹

Hayatınızda her şey yolunda giderken aniden bir huzursuzluk çöküyor mu? Sanki bu mutluluğun bir bedeli olacakmış gibi bir tetikte olma hali...
Aslında bu, sinir sisteminizin size bir oyunudur. Eğer kaotik bir ortamda büyüdüyseniz, sinir sisteminiz huzuru “tekinsiz bir boşluk” olarak kodlar. Çünkü sizin için tanıdık olan mutsuzluk, yabancı olan huzurdan daha “güvenli” hissettirir.

🌱Bu döngünün temelinde şunlar olabilir:

* Kaosun Konforu: Zihniniz, ne zaman ne olacağını bildiği o eski huzursuz günleri özler; çünkü krizin içinde nasıl hayatta kalacağınızı biliyorsunuzdur.

* Kontrol Çabası: Dışarıdan gelecek olası bir “darbeyi” bekleyip gerilmek yerine, kendi mutsuzluğunuzu yaratarak durumu kontrol altında tutmaya çalışırsınız.

* Ebeveyne Bilinçdışı Sadakat: Eğer mutsuz veya acı çeken ebeveynlerle büyüdüyseniz, onlardan daha mutlu olmayı onlara bir “ihanet” gibi hissedebilirsiniz. Onların yaşayamadığı o huzurlu hayatı yaşamak, bilinçdışında bir suçluluk duygusu yaratarak sizi yeniden tanıdık olan o mutsuz zemine çekebilir.

🌱Huzura tahammül etmek, sinir sistemine bu sessizliğin güvenli olduğunu ve mutlu olmanın bir suç olmadığını yeniden öğretmekle başlar.

Bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek ve makalenin tamamını okumak için web sitemdeki yazıyı inceleyebilirsiniz: tugceturanlar.com 👩🏻‍💻

Not: Psikolojiye dair farkındalık notları, hazırladığım kendi kendine yardım araçları ve topluluğa özel içerikler için “Seans Odası Sakinleri” Telegram kanalına katılabilirsiniz. Terapi sürecini desteklemek ya da bireysel içsel yolculuğuna eşlik etmek isteyen herkes bu alana davetlidir. Katılım için gerekli bağlantıya profilimden ulaşılabilir.

#psikoloji #psikoterapi
Instagram'da takip et

Öne Çıkan Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

Son Eklenenler

  • Tetris ve Travma: Kötü Anıları Durdurmak Mümkün mü?
  • Tekrarlayan Rüyalar Neden Görülür? Bilinçdışının Israrı
  • Tekrar Eden Yaşam Örüntüleri ve Bilinçdışı: Semboller Ne Anlatır?
  • Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek
  • Paranoid Kişilik Yapısı: Sürekli Tehdit Algısı ve Güven Sorunu
  • Sosyal Kaygı: Görülme Korkusuna Analitik Bir Bakış

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz